Süryani Tarihi


|

Kültür- Sanat


|

Köşe Yazarları


|

Forum-Görüş


|

Linkler


|

Üyelik


|

İletişim


Süryani Tarihi
RÖPORTAJ: TÜRKİYE'DE AZINLIK OLMAK -I

Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu tarafından hazırlanan azınlık raporunu Türkiye'de yaşayan gayrimüslüm gruplarla değerlendirdik. Yuvarlak masanın konukları, Agos Gazetesi Yazıişleri Müdürü Karin Karakaşlı, İHO Gazetesi Yayın Yönetmeni Andreas Rombopulos, diş hekimi Süryani Yusuf Atuğ, müzisyen Musevi Selim Hubeş oldu.

Deniz Gökçe - Tan Morgül , Fotoğraf: Gürcan Öztürk (Bir Gün Gazetesi)


azınlık gençleri yuvarlak masa etrafında *Kurulun açıkladığı raporu siz nasıl değerlendirdiniz?

Selim Hubeş: Benim açımdan raporun bir önemi yok. Bence yaşananlar, gerçekler daha önemli.

Yusuf Atuğ: Özde Süryani olarak değerlendirdim. Bizim Süryaniler olarak azınlık statüsü konusunda bir takım problemlerimiz vardı.Türkiye'de azınlık meselesine kıstas Lozan Antlaşması alınıyor. Lozan'daki belirleyici nokta ise Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerdir. Buna rağmen Türkiye'de azınlık denildiği zaman sadece Rum, Yahudi ve Ermeni cemaatinden bahsedilir. Süryanilere azınlık değilmiş gibi davranılır. Tabii bu, doğru olan bir yargı değildir. Sonuçta eğer Lozan Antlaşması'nı azınlıkların belirlenmesinde bir kıstas olarak ele alırsak, burada belirleyici olanlar gayrımüslimlerdir. Süryaniler de bu topraklarda binlerce yıldır yaşayan ve Hristiyanlığı ilk kabul eden bir toplum olduğu için bu çelişki ortada. Raporda bunun dile getirilmesi bizim için hoş bir olaydı. Raporda Süryanilerin gerçek anlamda bir azınlık olduğu dile getirildi.

Karin Karakaşlı: Tartışmalar başlamadan önce bu raporu Agos'ta yayınlamıştık. Buna benzer raporlar geçmişte yayınlandı hatta daha sert ifadeler yer almıştı. Burada önemli olan bu raporun Başbakanlık ibareli, resmi bir devlet metni olması. Zaten kıyamet de bu nedenle koptu. Kendi adıma bu tartışmaları çok sağlıklı buluyorum. İyi ki bu rapor yayınlandı iyi ki bu tartışmalar yapıldı. Ne kadar çok konuşulmaya ihtiyaç olduğu görüldü. Lozan'ın bile tam anlamıyla şartlarının bile yeirne getirilmiyor olması son derece doğru bir tespit. Kürtlerin ''biz azınlık değiliz, asli unsuruz'' ifadeleri oldu. Bence bu raporlar birlikte hemen her kesimin önerileri ve iddiaları, çok farklı boyutlarıyla gündeme gelebildi. Bunların hepsi gündeme geldi sadece raporda kalmadı. Azınlık olmanın pek de matah birşey olmadığı ortaya çıktı. Evet ne yazık ki öyle yaşanıyor.

Andreas: Ben de bu tartışmaları çok olumlu buluyorum. Raporun en önemli unsuru da bu. Zaten tartışmaların çok daha önceden başlaması gerekiyordu. Ancak başlayamıyordu ve sürekli halının altına süpürülüyordu. Raporda bahsedildiği gibi Lozan'ın bile olması gerektiği ölçüde uygulanmadığı hiç tartışılmıyordu mesela. Önemli olan bu. Uygulamada eksiklikler,
yanlışlıklar olması bir yana birşeyin düzelmesi için bunların tartışmaya açılması gerekiyordu. Bence raporun en önemli başarısı bu meselelerin ciddi biçimde tartışılıyor olması. Karin'e katılıyorum, direk Başbakanlık'a bağlı bir kuruldan çıkması önemli.

*Durum tespiti mi yaptı rapor?

Karin: Sadece durum tespiti değil, bir vizyon sundu rapor. O noktada sanırım haddini ve çapını aşmış göründü. Söylenenlerin dışında önerilenler, bu böyle gitmez denilen şey üzerinde büyük tepki doğdu.

*Aleviler ve Kürtler bu raporun ardından biz azınlık değiliz dediler. Türkiye'de azınlık olmak ne demek?

Selim: Bunun tanımı olmaz. Ancak hissedersiniz. Bir karakola düşerseniz anlarsınız. Askere çağırırlar, siz anlarsınız azınlık olmayı. Bunun gibi daha birçok uygulama.Özellikle kalabalıklar, hele ki eğitimsiz kalabalıklar içinde olduğunuzda daha iyi anlıyorsunuz.Ki, bunlar bizim hergün yaşadığımız, en sıradan hallerimiz. Daha neler neler... En basiti, bir karakolda bile adınızı doğru dürüst telafuz edemeyen bir polis tarafından başka türlü karşılanırsınız. Ahmetler Mehmetler gibi değil, size bir başka bakarlar. Onu anlatabilmem mümkün değil. O anda hissedersiniz azınlık olduğunuzu.

*Peki tartışmaların olumlu sonuçları olacak mı sizce?

Selim: Ben hiçbir şeyin değişeceğini düşünmüyorum. Türkiye'de bir çok konu konuşulur konuşulur ama değişen bir şey olmaz. Bunlar sık karşılaştığımız durumlar. Öte yandan Türkiye'de azınlıklar zaten çok değil. En azından şu masanın etrafındakiler üzerinden konuşurken birşey değil. Ben Müslüman çoğunluğun yerinde olsam azınlıkları bir süs olarak görürdüm, üstüne üstlük maaş verirdim. (gülüşmeler) Açık söyleyeyim; İstanbul Rumlar'ı kaybetmekle bir süsünü, rengini kaybetti. Ben elli yaşındayım mesela. Bundan otuz sene öncesinin Rumlar'a ait binalarına bakın, bir de bugünün binalarına. Karşılaştırın mesela, arada ne kadar fark olduğunu görürsünüz. Azınlık kaçtı yok oldu. Bana artık acı veriyor Beyoğlu'na gitmek, bombalanmış Sinegogumu görmek, yasalardan dolayı kullanamadığımız vakıf binalarını görmek. İşte azınlık tarifi, daha nasıl tarif edeyim? Bugünkü azınlık sayısıyla 20 sene öncekini kıyasladığınızda görürsünüz gerçeği. Eğer bunlar mutlu yaşasaydılar gitmezlerdi.

*Siz ne düşünüyorsunuz, varolanı değiştirmek açısından yeni bir azınlık tanımlamasına ihtiyaç var mıdır? Süryanilerin durumu daha farklı..

Yusuf: Ben Selim bey'in söylediklerine katılıyorum. Azınlık olmak ancak yaşanılacak bir şeydir. Ayrıca azınlık olup azınlık haklarından yararlanamamak var. Bu da Süryanilere özgü bir durum. Okul kurmaya hakkınız yok çünkü azınlık değilsiniz. Ama gerçekte azınlıksınız. Elli yıl önce yaşanan bir göç var mesela. Elli yıl öncesine göre bugünkü durum arasında dağlar kadar fark var. Bundan otuz-kırk sene önce Midyat'ta iki sinema vardı. Şu anda o kadar ilerlemeye, modernleşmeye rağmen hiç sinema yok. Var olan bir kültür göçlerle birlikte yok oldu. Orada yaşayan halk, ''keşke Süryaniler gitmeseyedi'' diyor şu an. Ama yaşanan olaylar bir şekilde Süryanilerin göçüne neden oldu. Bu son dönemde yapılan AB uyum yasaları çerçevesinde yapılan düzenlemeler ışığında özellikle diasporada yaşayan Süryaniler arasında az da olsa bir kıvılcım oldu. Onun somut örnekleri de yaşanıyor. Özellikle Midyat'ta köye dönüşler başladı. Bülent Ecevit döneminde çıkarılan bir genelge vardı. Bu genelge, göç eden Süryanilerin tekrar dönebileceğine dair bir genelgeydi. Bunun dışında bir takım uyum
yasalarının yarattığı olumlu ortam az da geri dönüşleri sağlıyor. Şu anda mesela İsviçre'deki on yedi aile Midyat'taki köylerine dönmeyi düşünüyorlar.

Son tartışmaların ardında Türkiyelilik üst kimliğinden bahsedilir oldu. Siz kabul eder misiniz bu üst kimliği?

Karin: Benim açımdan olumlu bir adım olur. Biz de kendimizi tanıtırken Türkiye Ermenisiyiz diye tanıtıyoruz. Evet Ermeniyim ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Bu çok daha çağdaş ve kapsayıcı olur bence. Ama kavramlaştırmadan ziyade zihniyetin değişmesi gerek. Azınlık derken, genelde gayrimüslümler anlaşılıyor. Bunlar da sürekli şikayet eden, mızmız bir grup. İşte bir Ermenin en makbulü iyi Topik yapandır. Biraz nostaljisini filan yapanı. Ama siyasi konuşanı başka meziyetleriyle gündeme geleni hoş karşılanmaz. Biz de böyle raporlarda, azınlıklar adıyla yer almak istemedik ki, ben şikayet etmedim ki. Benim adımın bu şekilde anılmasından mutluluk duymuyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak çözmek istiyorum sorunu. Beni vatandaşı olarak görenler sorunu çözseydi, üstlenseydi, buraya kadar gelinmezdi. Acı ki bir süreç tartışmaların bu noktaya gelmesine neden oldu. Hiçbir sorun bugün çıkmadı, hiçbir tabu bugün yaratılmadı sadece bunlar konuşulur hale geldi. Giderek azalan bir azınlık nüfusu var. Kimse buradan ekonomik veya benzeri bir sebeple gitmedi. Mesela 1923'te, yani Cumhuriyetin ilk yıllarında 300 bin Ermeni nüfusu vardı. 170 bini Anadolu'da yaşıyordu. 130 bini de İstanbul'daydı. Ama yıllar boyunca ne okulları kaldı, ne kiliseleri. Anadolu Ermenileri İstanbul'a göç etmek zorunda kaldı, İstanbul'dakiler de Avrupa'ya... Niyetin değişmesi önemli başka hiçbirşey değil.

Devamı
Arşiv

  site tasarımı Bemol.Net