Süryani Tarihi


|

Kültür- Sanat


|

Köşe Yazarları


|

Forum-Görüş


|

Linkler


|

Üyelik


|

İletişim
Köşe Yazarları
Özcan GEÇER

KADİM BİR DİLİN PEŞİNE DÜŞMEK - II

Mardin'deki Gösterimden16/03/2008 Pazar

Deyr-ul Zafaran Manastırı’ndaki sabah ayininden sonra manastır yöneticilerini ve efsane bekçisi Baheyi selamlayarak  ayrılan ekip , Mardin Kırklar Kilisesi’nin yanında geniş bir iç alana sahip Mor Yusuf Kilisesi’ne ulaştı. Burada da gerekli teknik çalışmalar yapıldıktan sonra , Kırklar Kilisesi’deki ayinden çıkanlar ve filmi izlemek için gelenlerle  90 kişilik bir kitleye  gösterim gerçekleşti. Süryani bireylerinin çoğunlukta olmasından ötürü filmle ilgili duygusal tepki  yoğun olarak hissediliyordu. Bir çok genç bu dille ilgili  tarihsel bilgileri belki ilk defa duyuyordu. Doğal olarak film ertesindeki söyleşi daha samimi bir ortamda gerçekleşti. Arapça’nın baskın dil olduğu bu bölgede Süryanice konuşamamanın eksikliği dile getirildi . Azınlık olmanın aslında çok dilliliği beraberinde getirdiği düşüncesi tartışıldı. Arapça konuşmanın bir eksiklik olmadığı , meselenin süryanicenin kimliksel bir öğe olduğu ve en azından bu dilin yaşatılması için çaba gösterilmesi gerektiği vurgulandı. Dünyanın prestijli üniversitelerinde Süryanice kürsüleri olduğu belirtildi. Henüz yeni açılan Mardin Artuklu  Üniversitesi’nde de bir kürsü açılması için sivil ve ruhani kesimden somut taleplerin iletilmesinin önemi ortaya kondu. Yeni neslin dile sahip çıkması için önce o dilin zenginliğinin farkına varması gerektiği sonucuna varıldı.

Ekibimiz Mor Gabriel'de KonaklıyorEtkinlik ertesinde Midyat Mor Gabriel Manastırı’na hareket edildi. Midyat Metropoliti  Mor Filüksinos Samuel Aktaş ve  manastır yöneticileri tarafından karşılanan ekip kısa bir dinlenme ve akşam yemeği faslından sonra , ayin alanında film gösterimini gerçekleştirdi. Filmin jenereği bitmeden seyircilerden yükselen alkış sesleri  beğeni ile ilgili işaretleri veriyordu . Malfono İsa Garis ; filmle ilgili görüşlerini ‘’harika’’ olarak nitelendirirken,  önemli olanın mesaj olduğunu ve bunun da oldukça iyi bir şekilde verildiğini ifade etti. Bu arada Mor Filüksinos Samuel Aktaş, filmin süryaniceyi direkt konu almış ve tamamı süryanice olmasından ötürü bir ilk olması sebebiyle Aytekin ve ekibine başarılarının devamını diledi.   Ardından, Süryanice dil eğitimi konusunda önemli köşe taşlarından biri olan ibadethanede manastır sakinlerine Hakan Aytekin’in 2001 yılında  yaptığı Süryani kültürü ile ilgili  ödüllü ‘’ Işık Sesini Arıyor’’ belgeseli de izlettirildi.

17/03/2008 Pazartesi

Mor Gabriel Manastırı’nı süsleyen parlak ay ışığı ve ıssız gecenin altında konaklamadan sonra  metropolit ve  yöneticiler  tarafından uğurlanan ekibimiz  sabah saatlerinde Midyat’a bağlı Bakısyan ( Alagöz) köyüne doğru hareket etti. Midyat’taki kısa süreli duraklamada  köy çocukları ve köyün ihtiyaçları için  şekerleme,çay gibi hediyelik erzak temin edildi.

Belgeselin ana çekim mekanı  ve son durağımız olan  köye ulaştığımızda , bu filmin vücut bulmasında en önemli paya sahip  Bakısyan Köyü Sakinleri ve Abune Gabriel Aktaş’la hasret giderdik. Yol yorgunluğu ertesindeki kısa bir dinlenmeden sonra , köyün ilkokulunda gösterimle ilgili teknik hazırlıklar yapıldı. Okulun önünde  10-15 birbirinden güzel mavi önlüklü minik çocuk süryanice konuşarak oyunlar oynuyor, seslerini kah yükseltip kah alçaltırken ,gülüşmeler ve itişmeler birbirine karışıyordu. Çocukların kışa inat açmış güneşin altındaki cıvıldamalarına kayıtsız kalmayan ,  yolculuk boyunca fotoğraf ve  çekimler için  bizimle olan Ahmet arkadaşımız  da kamerasını çoktan çalıştırmıştı bile. Çocuklardan Meryem, önlüğünün ceplerinden çıkardığı  karpuz çekirdeklerini çıtlatıp bizi merakla izlerken ,  minik Şuşen, Sara, Tomas, Gabriel, Efrem kameralara gülümserken doğanın eşsiz güzelliği ve sukuneti arka planda onlara eşlik ediyordu.  Bu arada okulun  duvarının dibinde  Abune Samuel Aktaş ve köyün ilkokul hocası ile Hakan Aytekin, Turhan Yavuz, ben, Şabo Boyacı, Murat Belbak, gazeteci arkadaşlarımız  Elif Görgü ve Halis İş oldukça tempolu geçen yolculuğun kritiğini yapıyorduk.

Bakısyan'daki GösterimdenDışarıda sohbet koyulaşırken , bir ara küçük ilkokul binasının içine alıcı gözlerle baktım. Okulun kütüphanesi denen küçük odada sadece bir iki ansiklopedi. Büyükçe iki odadan biri boş, öteberi konmuş, duvar sıvaları dökülmüş. Diğer odada da tebeşirli tahta ve minik sıralar.  Duvarda az sayıda eğitici malzemeler. Küçücük müdür odasında okulun  kısacık bir envanter lisesi. İlk fırsatta buraya hayırseverlerin destek olması için neler yapılabileceğini ve o çocukların sıcaklığının o soğuk mekanı hak etmediğini düşündüm.

Hazırlıklar bittikten sonra köyün sakinleri yavaş yavaş ilkokul binasına geldiler. Mekan ,pencerelerin örtülerle kapatılıp karartılmasından sonra gösterim başladı. Bir yanda çocuklar bir yanda köy sakinleri ,abune Gabriel ve biz. İlk karelerde gazeteci arkadaşların flaşları patlıyor, miniklerin ilgisini çekiyor. Belgeselin ilerleyen dakikalarında  yanıbaşımdaki Abune’ye göz ucuyla bakıyorum. Bir yandan filmin genel kurgusu ile ilgili diğer yanındaki Aytekin’e memnuniyet ifadesini gösterirken bir yandan da  çekimler sırasında herhangi bir hata yapıp yapmadığı hususunda inceden nazik bir merak içinde sanki. Bu arada  medrese sıralarında yazı yazarken veya ilahi söylerkenki kendi görüntülerini yakalayan minikler arasından kıpırdanmalar, kıkırdaşmalar gözleniyor ve ilahileri içlerinden mırıldanıyorlar.  Tarihi  Mor Eliyo kilisesinin çan çalma görüntülerinde, kafalar refleksle kilisenin gerçekte olduğu yere doğru şaşkın ifadeyle çevriliyor.

Film bittikten sonra bizler hem ekip olarak bu filme katkılarından dolayı  hem tüm köye teşekkürlerimizi sunduk hem de  gelen olumlu değerlendirmelerle sanki bir sınavdan geçmiş olmanın rahatlığını hissetmeye başladık. Artık vefa borcumuzu ödemiş sayılırdık. Çıkışta şeker dağıtılan çocuklar da, büyükler de birbirleri ile filmdeki görüntüleri konuşup rol almış olmanın belki de yarına iz bırakabilmiş olmanın keyfini çıkartıyorlardı. Kilisenin bahçesinde verilen yemek sırasında da filmin kritiği yapıldıktan sonra yavaş yavaş yola koyulmak için hazırlanıldı. Dönüş yolunda Bakısyan’a 2 kilometre ötede  Tur Abdin’in incisi Hah Meryem Ana Manastırı’na uğranıp mum yakılarak sevdiklerimiz ve sağ salim dönmemiz için dua edildi ;zira cuma akşamı Diyarbakıra inen uçağımızın pisti aşıp tarlada epey yol almasından sonra bu dua içimizi rahatlatacaktı. Hah’tan sonra yol boyunca uzaktan gördüğümüz kiliselerimize selam gönderdikten sonra Saleh'deki (Barıştepe) ihtişamlı Mor Yakup Manastırı’nın rahibi abune Daniel Savcı’yı ziyaret edip geçmiş olsun dileklerimizi ilettik.   Manastırın  rahibesi olan Merin Yılmaz  da abune Daniel gibi  bizi  o içten güler yüzüyle karşıladı ve ayak üstü kısa bir sohbet etme imkanı bulduk. Uygun olan en yakın zamanda tekrar gelmek üzere anlaşıp  minibüse toplaştık ve  Mardin yoluna çıktık. Yol üzerinde son süryani demirci ustalarından  ve ‘’ Avrupa Mardin’e gelse yine oraya gitmem!’’ diyerek yaşadığı toprağa olan bağlılığına vurgu yapan Daniel amcamızın kapalı dükkanını görüp ona da  uzaktan selamlarımızı gönderdikten sonra  Diyarbakır Havaalanı’na doğru yol aldık.

Üç gün içerisinde beş gösterim, her gösterimde ayrı bir tecrübe ; 4 kilise, 4 manastır ziyareti , bu toprakların sesi olan Süryanicenin ve umudun peşinde olma gayreti... Sadece bu topluma değil dünya kültür mirasına katkıda bulunmak için hepimize düşen görevi umarız gelecek nesillerimiz çok geçmeden anlamaya çalışır. Ahunoların da , Ahparikler, Ahuylar gibi diğer dillerle birlikte var olması dileğiyle...

* Ah : Aynı şeyi isteyen, kardeş

Arşiv Yazıları

  site tasarımı Bemol.Net