|
|
O’nun Adı Turabdin İdi
Günlerden
pazartesiydi. Güzel çiselenen ilk hazan yağmurunun ertesi günüydü. Güneşin
parlak ve duru ışınları ile yıkanmış bir sabahla güne merhaba demek, insanın
içini kıpır kıpır ediyordu. Alabildiğine saydam, alabildiğine yalın ve
temiz bir sabahtı. Her taraf buram buramdı. Güneş, Tabiat Ana’yla adeta
iç içeydi. İmrenilecek bir sevgi ve organik dayanışma içerisinde, etrafa
aydınlık ve gülücükler dağıtıyordu.
Bu manzaranın güzelliği, saydamlığı, katıksız yalınlığı ve temizliği,
içimde anlatılmaz bir coşku ve haz uyandırıyordu. Fakat ona rağmen, yine
de yaşama dair özlemlerimden ve beklentilerimden bir türlü sıyrılamıyordum.
İçimi kemiren beklenti ve özlemlerle, kendi kendime “Ah keşke yaşam da
hep böyle saydam, hep böyle güzel ve temiz olabilse” diyordum.
Ve baktım ki, uçuşan kuşlar gibi, üşüşen düşüncelerimle başbaşa kaldım
aniden. Bir gün daha geçmişin kavaklarına takılıyordu. Gün batımıyla birlikte
etrafa büyük bir sessizlik egemen olmuştu. Bu sessizlik öyle sıradan bir
sessizliğe benzemiyordu. Bunun nedenini düşünerek, bitkin ve bozgun bir
şekilde kendimi gecenin kucağına attım. Rutin işlerle geçen o günün yorgunluğundan
olsa gerek, tez uykuya daldım. Öyle derin bir uyku idi ki, günün bezdirici
yorgunluğundan hiç bir iz kalmamıştı bende.
O ıssız gecenin gizemli ve garip karanlığı içinde korkunç bir duyguya
kapılarak, dostluğuna çok aşina olduğum, tanıdık ve sevimli bir simayla
düşümde karşılıklı konuşmaya koyulmuşum.
Ona dedim ki:
“Niye
böyle kızgın esiyorsun? Coşup akman gerekirken, nedir bu kendini yerden
yere atmalar? Seni görmeyeli epey oldu. Seni böylesine hırpalayan ve örseleyen
nedir? Neredeyse artık kendimi sana yabancı hissediyorum. Bu halinle senden
tiksinir oluyorum”.
Bana dedi ki:
“Bunun nedenini senin düşünmen gerekiyor. Yanıtı sende ve kendilerini
senin gibi başka havalara kaptıranlardadır. Beni siz bu hale getirdiniz.
Onca telkinlerime karşın, derdimi bir türlü size anlatamadım. Anlamak
istemediniz beni. Ağaran saçlarıma bakma. Yaşlıyım, fakat ruhum genç.
Derdimi size anlatamamaktan yoruldum, tükendim. Terkedilmişlikle yüzleşmek,
baş başa kalmak çok acı bir duygu. Çehremi bozdu. Bu halime razı olmasam
da, bir şey yapamıyorum. Geçmişte kalan günler gibi, tekrar sağlığıma
kavuşabilir miyim, bilmiyorum. Ama hiç bir gelişme olmazsa, ölümlerden
bir ölüm seçerim kendime. Ancak olan size olacak ve oluyor...”
Ona dedim ki:
“Seni tekrar o sağlığına kavuşturmak için, biz bir şeyler yapsak. Evet,
sonuçları acı oldu ama öğrenmeye başladık ki, seninle yaşamamak kötüdür.
Hiç şansımız yok mu? Seni yeniden kazanmak için ne yapmamız gerekiyor”?
Sorgulayıcı ve yargılayacı bir edayla bana dedi ki:
“Zor bir soru. O denli kronikleşmiş amansız bir hastalıkla boğuşuyorum
ki, beni nasıl tekrar hayata ve kendinize kazandıracağınızı bilemiyorum.
Açıkçası da size güvenmiyorum. Çünkü sizi hayata bağlayan temel bir idealiniz
yok. İdealsiz yaşamak, insanı insanlıktan soyutlar. Korkunç bir vurdumduymazlığın
kucağında debelenip gidiyorsunuz. Sözlerinizle pratiğiniz birbirini tutmuyor.
Bu densizlik size yakışmıyor. Sizi “siz” yapan değerlerinizi yitiriyorsunuz.
Alınma ve içerlenme. Biraz fikir jimnastiği yaparsan, bu gerçeği benden
daha iyi gözlemleyeceksin”...
Ona dedim ki:
“Peki
ne olacak, böyle her gün birbirimizden koparak, uzaklaşarak, daha ne kadar
yaşayabiliriz? Bu kayıtsızlık seni hırpalarken, bizi yıpratiyor. Yani
kötü bir durum. Sende iyi takdir edersin ki, bunun elbette bir yolu olmalı.
Her derdin bir dermanı var deniliyor. Yoksa tükene tükene bize mi deva
kalmadı”?
Bana dedi ki:
Yol da var...Deva da var...Ama benim yapabileceğim bir şey yok artık.
O yolu ve o devayı siz bulmalısınız. Belki o zaman”...
Ona dedim ki:
“Belki o zaman her şey eskisi gibi olur. Ve sen sağlığına kavuşmuş olarak,
bir bahar çiçeği gibi, yeniden açılırsın ve ölümsüz değerlerinle tekrar
gerinirsin. Ve biz, o kutsal değerlerinle hayat bulur, şahlanışınla şakır
şakır övgüler ve ilahiler yüceltiriz kainatın Rabbi’ne. O muhteşem ruhani
boyutundan yeni bir ruh kazanırız. Tebessümlerinle daha fazla neşeleniriz.
Gülümseyişlerinle somurtkanlığımız bitecek ve kendimize manevi güç toplayacağız.
O zaman bize kızmazsın. Esip savurmazsın. Derin düşüncelerle bizi yakıp
kavurmazsın. Birbirimize olan güvenimiz ve sevgimiz yeniden dirilir, gelişerek
yeni bir anlam kazanır. Kendimiz oluruz. Sensiz birşey olamadığımızı anlamış
olacağımızdan, üstüne daha fazla titreriz, seni daha fazla korumaya çaba
gösteririz”.
Bana dedi ki:
“Ah
keşke size güvenebilsem. O zaman hastalığın bana verdiği bu bezginlik
yok olurdu. İçtenliğimden gelen bu acı sözleri de dillendirmezdim. Olanların
önüne geçemiyorum artık. Takatım kalmadı.Terkedilmişlik, belkemiğimi kırdı.
Onun için hoşuna gitmeyen ve seni benden tiksindirecek bu hale düştüm.
Benim içim anımsanacak ne varsa acıya dönüktür. Size çoktandır kendimi
anlatıyorum. Dinlemiyorsunuz. Sözlerim ve ruhum sizinkinden farklı diye
beni anlamıyorsunuz. Güçsüz ve yalnız bırakıyorsunuz. Beni kaybederken,
kendinizi de yok ettiğinizi unutuyorsunuz. Ve benim bu halim sizi”...
...Ve sonra, can çekişir bir vaziyette birden beklenmedik bir üzüntü verici
bir karanlık bir suskunluğa büründü.
Bense ona dokundum. Sıvazladım. Çok perişandı. Bakımsızlıktan ve kötü
beslenmeden, derisi kemiklerine yapışmıştı. Bereketli bedenine dayadım
sırtımı, bengiliğe (sonsuzluk) göçmek üzere olan ruhunu algılamaya ve
anlamaya çalıştım. Ölmeyecek denli güçlüydü ruhu, sevgi ve şefkat doluydu.
Canlılık saçan o ruhun güzel inceliklerine gözlerim takılınca, çok sıkıldım
ve utandım. Somut gerçekliğimiz karşısında, yerin dibine battım.
Ve ruhuna dolu dolu bakmak ve onu doyasıya solumak isterken, uzaktan duyduğum
bir şarıltı sesiyle uykudan uyandım.
Kırgın ve kızgındım. Onunla barışmadan, anlaşmadan uyanmıştım.Onu görmek
üzere tekrar gözlerimi kapadım. Adını sormayı unutmuştum. Bağırdım, çağırdım...Niyaz
ettim...Ama ne ettiysem fayda etmedi. Beni duymadı, dostluğuna çok aşina
olduğum, o tanıdık hasta, fakat genç ruhlu yaşlı.
...................
Oysa sonradan öğrendim ki, O’nun adı Turabdin idi.
NOT: Yukarıdaki yazı tamamen hayal ürünüdür. Güzel
olan ise hikaye kahramanının sağlığına kavuşması yönündeki beklentilerinin
yavaş yavaş gerçekleşiyor olmasıdır.
Arşiv
|