|
 |
|
TAŞTAN ÇIKAN BEYAZ
ÇORBA: GABULA
Ben
ders çalışırken, annem, kiler olarak kullandığı odamın balkonuna elinde
boş bir tabakla girdi. Beyaz bir çuvaldan çıkardığı yuvarlak taşları tabağın
içine doldurdu. Doğrusu böyle bir tablo kimde olsa merak uyandırırdı.
Göz ucuyla süzdüğüm annemle göz göze geldik. Soracağım soruyu anladı ve
'' gsamno gabula '' dedi. Olayın zihnimde yarattığı çözümsüzlükle şaşkın
şaşkın bakmaya devam ettim. Hiç bir şey anlamadığımı hissetmiş olacak
ki '' gabula, çorba yani '' diye ekledi. O ana kadar çalıştığım her şey
aklımdan uçmuş, bir saatlik çalışma boşa gitmişti. Ben bir tabak taşın
nasıl olupta çorbaya dönüşeceğini düşünürken annem bendeki bu şaşkınlığın
geçmesini beklemeden mutfağa yöneldi.
Elimde kitap balkona doğru yürüdüm. Çuvalın içindeki taşlardan bir tanesini
alıp baktım. Kolay kırılıyorlardı. İçi dış çeperinden daha koyu renkteydi.
Acaba bu gün benim bilmediğim özel günlerden biri miydi? Tarihi bir anı
hatırlamak için mi yapılıyordu bu taş kaynatma işi, çözemedim. Cehaletimden
bir kez daha utanıp kiliseden aldığımız takvime baktım. Bu gün özel bir
gün değildi. Durumu çözemeyince merakım artıyor, merakım arttıkça yarınki
kimya sınavım güme gidiyordu. Sonunda dayanamayıp taştan çıkan beyaz çorbanın
sırrını öğrenmeye karar verdim.
Taşlar önce hafif ılık bir suyla yıkanıyor. Bu, tozlarını almak için yapılan
bir işlem. Daha sonra çortan ( taşların gabula yani çorbaya dönüşmeden
önce tanımlandıkları isim) gadora di şırten ( çortan eritme kabı)'e aktarılıyor.
Suda el ile çevrilerek eritilen çörtan suya ayran tadı ve görüntüsü veriyor.
Buna gabula denir. Yeterince beyazlaşan su başka bir kaba aktarılarak
su ekleme ve karıştırma işlemi devam ediyor.
Gerso (bir tür buğday) değirmende veya makinede çekilerek küçültülür.
Biraz yağ eklenerek suda kaynatılır. Kıvamlı bir çorba haline gelene kadar
pişirilir ve tabaklara servis yapılır. Tabakların ortası kaşık ile yarılarak
gabula dökülür. Genellikle nane ve kırmızı biber eşliğinde servis edilir.
Dileyenler eritilmiş tereyağı da dökebilir.
İşin sırrı çörtan yapımında. Çörtan, pamuklu çuvallardan süzülen
ayrandan kalan çökeltidir. Bu çökeltiye elle şekil verilerek güneşe bırakılır.
Kuruyunca sertleşen bu çamurumsu madde artık uzun zaman bozulmadan saklanabilir.
Bu saklama şekli, bana oruç zamanlarında bu tür süt ürünlerinin ziyan
olmaması için bulunan bir yöntem gibi geldi. Fakat temel neden bu değildi.
Kafamı karıştıran süzülenin neden ayran olduğuydu. Oysa yoğurdun süzülerek
kurutulması daha kolay olabilirdi.
Yoğurt iplere bağlı bir kapta, suyla birlikte çalkanırken yağı üst kısımda
toplanır. Bu yağ aranan, pahalı bir besin öğesi. O zamanın koşullarında
satılması doğaldı. Gerek çortanın oluşma nedeni gerekse yoğurt yerine
ayranın süzülmesi bundandır.
Taştan yapılan bir çorba ancak taş kadar sert ekmeklerle yenmeli. Bu da
''bakısma'' yani peksimettir. Dilim dilim doğranarak fırınlanan hamur
gereğinden daha fazla pişirilir. Hamur suyunu kaybedene kadar piştiğinden
bir anda serleşir ve enzimler inaktif hale geçer. Böylece uzun zaman bozulmadan
saklanır. Kullanmamız gerektiğinde özlediği suyu bakısmaya vermemiz yeterli
olur. Böylece bakısma yumuşar ve sağlıklı bir diyet ekmeği haline gelir.
Size sınavınızı bile unutturacak kadar garip bir şekilde yapılan bu yemeği,
tavada eritilmiş tereyağı, kırmızı biber ve bakısma eşliğinde yemeye bakın.
Bu her şeye değecektir. Afiyet olsun...
Yazan: Faruk
Kahraman
Arşiv
|