Renkler Solmasın Kültürler Kaybolmasın

             
 
GÜNCEL
ARAMA MOTORU

Web'de Ara Site içinde Ara
 
Forum sözleşmesi


E-posta: Şifre: Şifre Hatırlat | Üye Ol

KONUYU AÇAN: Görgis 89.217.132.***
18.02.2026 21:41:56
Konu: Azech’te Bir Çocuğun Sessiz Hikâyesi.
Azech’te Bir Çocuğun Sessiz Hikâyesi.

Ben Azech’te, İdil’in bağrında, Tur Abdin’in kadim taşlarının gölgesinde büyüdüm. Haritalarda küçük görünen o yer, benim için koca bir dünyaydı. Toprağı çatlak, yazı kavurucu, kışı ayazdı, ama gökyüzü her zaman genişti, umut kadar geniş…

Biz zengin bir ailenin çocukları değildik. Sıradan bir köylü çocuğuydum ben. Evimizin kapısının önü topraktı, yazın toz, kışın çamur olurdu. Yağmur yağdığında ayakkabılarımız çamura gömülür, güneş açtığında o çamur kurur, rüzgârla birlikte yeniden toza dönüşürdü.

O toz, saçımıza sinerdi, o çamur, pantolon paçalarımıza yapışırdı. Ama biz yine de utanmazdık. Çünkü herkesin kapısının önü aynıydı.
Evimizde borudan akan suyu hiç görmedim çocukluğumda. Musluğu çevirince şırıl şırıl akan suyu bilmezdim. Suyun ne kadar kıymetli olduğunu annemin omzundaki testiden öğrendim ben.

Rahmetli annem… Daha güneş tam doğmadan, başına yazmasını bağlar, eline ipini alır, kuyunun yolunu tutardı. On beş dakika derdik ama o yol, sıcakta ve yorgunlukta daha uzun gelirdi insana.

Kuyudan su çeker, testiyi omzuna koyar, ağır ağır eve dönerdi. O su yalnızca içmek için değildi, yemek içindi, temizlik içindi, hayatın ta kendisiydi. Annemin omzundaki her su damlası, fedakârlıktı.

Biz o suyu kana kana içerdik ama arkasındaki emeği sessizce yüreğimize yazardık.

Doğduğum yıllarda evimizde elektrik yoktu. Geceleri karanlık çöktüğünde gerçekten karanlık olurdu. Gökyüzündeki yıldızlar, lambamızdı.

Sonra 1965 senesinde jeneratör geldi hayatımıza. Ama o da kaprisliydi, bir gelir, bir giderdi. Işık bir yanar, bir sönerdi. Çocuk aklımla her ışık yanışında sevinir, her sönüşünde içim kararırdı.

Buzdolabımız yoktu. Yazın yiyecekler çabuk bozulurdu. Ama annem öyle idare ederdi ki, yokluk bile sanki düzenli bir hayatın parçasıydı.

Babamın küçük bir terzi dükkânı vardı. O dükkân benim için bir okul gibiydi. Okul çıkışlarında mutlaka babama uğrardım. “Hal hatır sorayım,” derdim ama aslında onun yanında durmak, iplik kokusunu içime çekmek, makasın kumaşı keserken çıkardığı sesi dinlemek hoşuma giderdi.

Tur Abdin’in taş sokaklarında büyüdüm ben. Yaz akşamları kapı önlerinde otururduk. Büyükler geçmişi konuşur, biz çocuklar tozun toprağın içinde oyunlar oynardık. Oyuncaklarımız pahalı değildi, bazen bir taş, bazen bir topaç yeterdi bize. Ama kahkahamız gerçekti. Açlığımız da, sevincimiz de gerçekti.
Çok şey anlatabilirim o yıllara dair…

Şimdi her şey değişti. O toprak yolların yerinde beton veya asfalt var. Çoğu evde musluklardan su akıyor, elektrik kesilmiyor, buzdolapları dolu. Hayat kolaylaştı belki. Ama bazen düşünüyorum da, o zor günlerdeki samimiyet, o paylaşmanın sıcaklığı, o sade kanaat nerede?

En çok ne istediğimi biliyorum şimdi. O günlerin temiz yüreğini kaybetmemek. Toprak kokusunu unutmamak. Annemin omzundaki suyun ağırlığını, babamın makasının sesini kalbimde taşımak…

Çünkü insan nereden geldiğini unutmazsa, nereye giderse gitsin kendini kaybetmez.

Görgis Bilen
 
CEVAP YAZ - Onaylı Üyelik Gerektirir
isim:
konu:
cevap:
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım